21 Mayıs 2014 Çarşamba

Lise türlerine göre oyun oynama süreleri

Son hafta incelemek istediğim konu ise konsol oyunlarının yaşa, cinsiyete ve okul tercihlerine göre dağılımı. Okullar ile ne alaka demeyin çünkü konsol oyunlarının oyuncularının büyük bir kısmı lise öğrencileri. Geçen haftalarda da değinmiştik. Okuldan kaçıp oyun oynamaya giden lise öğrencileri vardı. Bu lise öğrencileri hangi tür liseye gittiklerine göre de oyun oynama saatleri değişiyor. Grafik ile anlatmaya çalışacağım bu haberimi  Alman şirketi olan MPFS ( Medienpädagogischer Forschungsverbund Südwest)' nın   yaptığı analizle destekleyeceğim. Ayrıca İstanbul'un en iyi Anadolu liselerinden biri olan Pertevniyal Lisesi'i öğretmenlerinden Muhammed Çoban, Cengiz Yalçın, Burhanettin Korucu'nun bu konu hakkındaki görüşlerine yer vereceğim.


 Bu firma birçok araştırma yapmaktadır ancak bizim ele aldığımız kısım ise JIM-Studie kısmıdır. Bu kısımda gençliğin İnternet başında ya da oyun konsollarının başında çok vakit geçirmesini ele alarak bir çıkarımda bulunulmuştur.  Bu analiz  12-19 yaş aralığı  arasında yapılmaktadır ve  ele aldığımız grafik 2008 yılına aittir.
Grafik bizlere kız- erkek , 12-19 yaş aralığı ve gittiği okul türüne göre günde konsolların yada bilgisayarların karşısında kaç dakika harcandığını anlatmaktadır.


Açık yeşil olan çubuklar Pazartesi-Cuma günleri arasında günlük  oynanan oyun sürelerinin cinsiyete   dağılımını göstermektedir. Koyu yeşil olan çubuklar ise Cumartesi-Pazar günleri konsolların yada bilgisayarların başında geçirilen dakikaları göstermektedir.
Yukarıdan aşağıya baktığımızda;
  Gesamt: (toplam) hafta içi 74 dakika ( günlük ), hafta sonu 94 dakika ( günlük) geçirildiğini anlatmaktadır.
·         Mädchen: ( kızların) hafta içi 47 dakika ( günlük ), hafta sonu 55 dakika ( günlük )
Jungen: ( erkeklerin ) hafta içi 91 dakika. (günlük ), hafta sonu 120 dakika (günlük)
·         12-13 Jahre: ( 12-13 yaş aralığı ) hafta içi 66 dakika. Hafta sonu 83 dakika.
·         14-15 Jahre: ( 14-15 yaş aralığı ) hafta içi 71 dakika. Hafta sonu 91 dakika.
·         16-17 Jahre: ( 16-17 yaş aralığı ) hafta içi 78 dakika, hafta sonu 104 dakika.
·         18-19 Jahre: (18-19 yaş aralığı ) hafta içi 81 dakika,  hafta sonu 99 dakika
·         Hauptschule: ( düz lise ) hafta içi  93 dakika, hafta sonu 107 dakika.
·         Realschule: ( Anadolu liseleri ) hafta içi 77 dakika, hafta sonu 96 dakika.
·         Gymnasium: ( Fen liseleri) hafta içi 65 dakika , hafta sonu 88 dakika.
 Görüldüğü üzere; hafta içi daha az oyun oynanmakta hafta sonu daha çok vakit harcanırken erkeklerin daha meyilli olduğunu görebiliyoruz. Önemli olan diğer bir husus ise liselere göre dağlımı. Çünkü en çok oyun oynama kapasitesi düz lise öğrencilerine ait.
Bu durumu değerlendiren Muhammed Çoban şu konuların altını çizdi:
" Grafikte de görüyoruz. Türkiye' de böyle bir araştırma yapılsa pek inanan çıkmaz hatta komik karşılanabilirdi. Fakat şu bir gerçektir ki; ergenler yani daha lise çağında olan gençler oyuna çok meraklı. Okula konsol getirdiklerini görmüşlüğüm var. Tabi düz lisede çalışırken. Fakat burası çok bilindik bir Anadolu lisesi ve öğrenciler buraya belirli bir puan karşılığında tercih ederek girebiliyor. Puanlarda bir hayli yüksek. Bu yüzden öğrenci daha küçük yaşta ailesinden öğrendiği kadarıyla aklı başında ve ne istediğini bilerek geliyor. İstedikleri iyi bir üniversite"
Sol:Muhammed Çoban, Orta:Cengiz Yalçın,  Sağ: Burhanettin Korucu 

 İzin var istek yok

 Burhanettin Korucu: "Kızlar ve erkekler zaten farklı yapıya sahip olduklarından ilgi alanları da farklı oluyor. Erkekler daha çok oyunlara yöneliyor tabi ki kızlarda oynayabilir ama nedense konsol oyunları dediğinde hep erkekle özdeşmiş oyunlar geliyor akla tıpkı futbol gibi. Ama Anadolu lisesinde kız ya da erkek ya da yaş üzerinden ayırım yapmak pek doğru olmaz çünkü bizden her türlü oyuna izin var fakat öğrencilerimizde istek yok" dedi. Öğrencilerini çok sıkmadan çok da serbest bırakmadan doğruya iletme amacı güden öğretmenler bu konuda pek endişe duymuyor.
 Bu sözlerimi destekleyen cümleler ise Cengiz Yalçın'dan geldi:
" Öğrencilerimizin akıllarının oyunlara kayıp, dersleri ihmal etme gibi bir durumla karşı karşıya kalmıyoruz. Ama aynı durumu düz liselerde söyleyemem tabi onlar zaten barajı zar zor geçmiş olan öğrencilerden oluşuyor ve amaç lise mezunu olabilmek. Hangi lisede okuduğun önemli bu konuda"

Grafik ve araştırma çalışmalarıyla ilgili detaylı bilgiyi aşağıdaki linkte bulabilirsiniz...


                                                      Hazırlayan: Şükran Yalçın



14 Mayıs 2014 Çarşamba

Pahalıya patlar

Ne kadar ekmek o kadar köfte

Oyun sektöründen, konsollardan, rekabetlerden konuştuk. Bu oyun konsollarının -hatta oyunların- pahalı olduğundan, bu yüzden de Playstation kafelerin varlığından bahsettik. Peki oynadığımız, bağımlısı olduğumuz oyunların tanıtım filmleri ne kadar?
Bana ne demeyin. Çünkü oyunu oynamak maliyetli, satın almak maliyetli... Böylece ne kadar ekmek o kadar köfte mantığı devreye giriyor. İyi bir oyun ise pahalı ve insanların ilgisini çekmek için de pahalı bütçeli tanıtım filmleri yapılıyor. Düz mantık...
Çetin Tüker

 Mimar Sinan Üniversitesinde Yardımcı Doçent olarak eğitim vermekte olan Çetin Tüker Oyun grafikleri ve animasyon alanında çalışmalar yapıyor ve Türkiye de 2001- 2005 yılları arasında yapımı tamamlanmış 'Pusu' adlı oyunda da çalışmalarda bulunmuş. Bu sektörü daha iyi tanıyan Tüker'le kısa bir röportaj gerçekleştirdik.





Röportajın ikinci kısmında ise;  Pusu adlı oyunun yapımında çalışırken edindiği tecrübelerinden, çalışma saatlerinin uzunluğu ve zor sürecinden bahseden Tüker; oyun pazarının Türkiye'de pek getirisi olmadığını bununla ilgili çalışmaların yapıldığını fakat sonuca ulaşılamadığını vurguladı.

                                            

    Hazırlayan: Şükran Yalçın

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Şiddet ve oyun

Şiddet, kendini oyunlarda da göstermeye başladı.  Bu hafta özellikle değinmek istediğim konu, şiddet içeren oyunların çocukları nasıl etkilediği. Bu ister bilgisayar oyunları olsun,  ister konsol oyunları olsun çocukların davranışlarını şekillendirdiği  bir gerçek, üstelik saldırgan davranışları da körüklüyor
Her pazar TRT okul kanalında 'kendimi tanıyorum' programını yapan, psikolog eğitmen olan ve aynı zamanda da Doğan Cüceloğlu ile birlikte çalışan Polat Doğru; 'şiddet ve oyun' konusu hakkında sorularımızı cevapladı. 
Polat  Doğru

Şiddet nedir ?

 Şiddet kavramı, en geniş tanımıyla gücün, kuvvetin, otoritenin ve üstünlüğün kötüye kullanımı ile ortaya çıkan sınır ihlalidir. Aslında şiddete bakmak için önce oyunlarla ilgili duruma bakmak lazım. Hem playstation hem de diğer oyunlarla ilgili genel anlamda bir alışkanlık yönetimi gerekiyor. Hem çocuklar için hem de yetişkinler için günlük hayattan kopacak kadar ciddi bir noktaya geliyor ve Türkiye dışında birçok ülkede bununla ilgili tedavi alanları açılmaya başlandı. Yani şiddet ve oyun meselesine gelince oyunların içerisindeki şiddet yavaş yavaş oyuncunun kafasındaki şiddet düşüncesini normalleştirmeye başlıyor. Sen şiddet göstermekle ilgili insani bir rahatsızlık duyarken bundan rahatsızlık duymayacak hale gelmeye başlıyorsun ve gerçek yaşamla ilişkide kopmaya başlıyor süre artmaya başladığında. Şiddeti gösterme konusunda da bir sıkıntı duymamaya başlıyorsun.



Şiddet oyuna nasıl entegre ediliyor?

Hikâye hep aynı hikâye. Yani günlük yaşamda yapamayacağın, ulaşılması zor, senin açından gerçekleştirilmesi problemli ne varsa;  bütün oyunların içerisine ekledikleri hikâyeler onlar. Saatte 200 km koşabiliyorsun, 700 km ile araba kullanabiliyorsun, uzaydan atlıyorsun hiçbir şey olmuyor,  büyü yapabiliyorsun, 500 tane takla atıp kaplanla savaşabiliyorsun mesela. Bunlara baktığın zaman, bunların hepsi gerçek üstü durumlar. Hiç biri normal yaşantıda yapabileceğin şeyler değil. Bütün yapman gereken basit bir joystick becerisi geliştirmek ve o geliştirdiğin beceriyle orada sıra dışı dünyaya entegre olmak.

 Şiddet bu dünyanın çok ciddi unsurlarından bir tanesi. Çok kolay sahiplenilen aynı zamanda çok kolay uygulanabilen unsurlarından bir tanesi ve gerçek yaşamdan koparmaya başlıyor insanı belli bir süre sonra. Böyle olduğu zamanda oluşturduğu tehlike şu olmaya başlıyor: Sen bir zaman sonra neyin gerçek, neyin yanlış,  neyin doğru,  neyin bu hayatla ilgili ya da bu hayatla ilgili olmadığını yitirebilir hale geliyorsun eğer henüz o noktada değilsen. Özellikle çocuklar için konuşuluyor bu hikâye. Çünkü 20 - 24 yaşına kadar beyin henüz akıllıca karar verme ile ilgili alanları geliştirmiş değil. Beyin bazı bölümleri ikinci gençliği geçtikten sonraki dönemde gelişmeye başlıyor.



Şiddet içeren oyunlar çocuklara hangi açıdan tehlike oluşturuyor?

Çocuklar, oynadıkları şiddet içerikli oyunların zararının farkına varamıyorlar, büyük haz alarak bu tür oyunları oynuyorlar. Oyun eşliğinde bir ideoloji de yükleniyor çocuklara. Şiddet oyunları, alıştıra alıştıra bir düşünceyi aşılamanın en basit yollarından biri haline gelmiş durumda.
 Cinayet işlemeyi, ölmeyi, öldürmeyi, kısacası şiddeti bir oyun gibi algılayan çocuklar oluyor. Yani cinayeti oyun olarak algılıyorlar. Oyunları hazırlayanlar, çocukluklarının sınırları içinde kalarak bu olayı gerçekleştiriyorlar. Bu sınırları da belirleyen şiddet içerikli oyunlar oluyor. İşte bu yönden tehlike oluşturuyor. Çünkü suça meyilli çocuklar yetişmiş oluyor. 

Bu durumda ailenin duruşu nasıl olmalıdır ve nasıl bir tavır içerisinde olmalıdır?

Ailenin tavrı nasıl olması gerekiyor konusuna da gelince; bu durum yaş grubuna göre değişir yani ailede küçük yaş birey varsa, baba ortamı yönetebiliyor olması lazım.  ‘Bu çocuk neden oyun oynamak zorunda hissediyor kendini? ‘ diye farkında olması lazım. 7-8 yaşındaki çocuk Playstation başından kalkmıyorsa, o zaman aile olarak sizin yanlış yaptığınız bir şey var orada demektir.  Çocuğunuz oyun oynamayı sizinle vakit geçirmeye tercih edebilecek bir çocuksa;  bilgisayarın başında yahut konsolun başında oturuyorsa siz bir şeyi eksik yapıyorsunuz demektir.Bunun için bir psikologla görüşülebilir, aile seminerlerine katılınabilir. Çocuğunuzla ilişkiyi geliştiremediğiniz zaman çocuk kendini nerede güçlü,  nerede anlamlı hissediyorsa oraya doğru gitmeye başlayacaktır. Bu yüzden aile anlayışlı ve dikkatli davranmalıdır.

Televizyon...
 Bilgisayar oyunları ya da Playstation oyunlarının bu kadar çekici olmasının bir başka nedeni de televizyonlardır. Televizyon tek taraflı bir iletişimdir. Televizyondan sana doğru bir bilgi akışı var geriye doğru giden hiçbir şey yok, feedback yok ama oyunlarda feedback var ve çok anlık. Yani senin verdiğin tepkiye yapay bir zekâ karşılık veriyor hesaplanmış  bir şekilde ama çok geniş bir havuzun içinden bir tepki verir. Dolayısıyla sen zor bir iletişim içerisindeymişsin gibi bir duygu yaşarsın. Bir yandan da ilgini çeker oynamak istersin. 

 Şimdi şunu düşün:  Modelleme yapayım,  iletişim içerisinde olayım, benim tavrıma tepki versinler,  bana yakın davransınlar dediğinde aslında bunları kimden bekliyor çocuk? Normalini kimden alabilir?  Tabi ki aileden alabilir, almadığı zaman bir yerden doyurmak durumundasındır  bunlar ihtiyaç çünkü.Aile önemlidir çocuğun doğru yetiştirilmesinde. 

30 Nisan 2014 Çarşamba

Aile tutumu ve çözüm yolları


Oyunlar, çocukların vazgeçilmezi... Çocuklar; diyorum çünkü zaten yetişkinlerin ' oyun ve gerçek hayat ' kavramlarını ayırt edememe gibi bir sorunları olmuyor. Oysa çocuklar oyuna adapte olup dış dünyayı unutabiliyorlar, yapılması gereken işleri oyun oynamak için erteleyebiliyorlar. Hatta bağımlılık süreci ortaya çıkabiliyor. Geçen haftalar da bu konuyu işlemiştik. 4 saatten fazla oynayanlar bağımlı sayılıyor... 


Vakit Geçirme

Oyun kültürü, gençlerimize empoze edildiğinden beri vakit geçirme ya da boş vakit kavramını; biz oyun alanına yöneltmiş durumdayız. Bazen 'boş zaman için oyun değil; oyun için boş zaman ayırma' durumu bile söz konusu olabiliyor. Oyun oynarken kendini gerçekleştirme durumunda çocuklar daha mutlu oluyorlar.Okuldan kaçıp oyuna gidebiliyorlar. Evlerinde Playstation bulunmasına rağmen çocuklar Playstation kafelere gidip boş vakitlerini orada geçirebiliyorlar. çünkü evlerinde 'aile engeli'ne takılıyorlar. Evde, Playstation sürekli oynanacak ve aile ile araları bozulacak ama öbür türlü ne ailenin haberi oluyor ne de çocuk mutsuz oluyor. Okula gidiyoruz diye çıkıp arkadaşlarıyla oyun kafelerine gidebiliyor. Bu durum çocukların tutumu. Peki ya ailelerin tutumu?
                                 

Aile tutumu


Aile bu durumda çaresiz kalabilir. Röportaj yaptığım ailenin ikiz oğulları var. İkisi de oyun oynamayı çok seviyor. Fakat engel olmak için telefonları elinden alınıyor. Evdeki İnternet bağlantısı kesiliyor. Oyun konsolları kaldırılıyor. Bu bir çözüm yolu mu?
Ailenin bunun bir çözüm yolu olduğuna inançları tam. Ama yukarıda da belirttiğim gibi okuldan kaçma faktörünü göz ardı ediyorlar. Çözüm olarak ne yapılmalı?
                                  

 Aile telefon almanın, teknolojik aletlerden çocuklarını uzak tutmanın bir çözüm olduğunu düşünseler de; çocuklara  zamanlı ve ebeveyn kontrolünde oyun oynatılabilir. Şiddet içermeyen, psikolojilerini etkilemeyecek daha barışçıl oyunlar tavsiye dilebilir. Başka bir çözüm yolu olabilecek fikir ise: Baba ile iletişim. Türk kültüründe baba rolü çok baskın olduğu için bazı şeyler babadan saklanır. Oysa baba ile doğru iletişimi yakalayıp belki baba ile birlikte Playstation kafelere gidilebilir, babayla  vakit geçirilebilir ya da evde baba ve çocuklar arasında doğru bir oyun iletişimi ile bu durumu negatiflikten çıkarma söz konusu olabilir.
                                    
                                                         Hazırlayan: Şükran Yalçın
                                               

23 Nisan 2014 Çarşamba

Hangisi galip?

X BOX' mı yoksa Playstation mı? Aralarında sürekli süren bir rekabet söz konusu. Oyun üretiminde, konsol üretiminde hatta fiyatlarında bile...


Detaylar aşağıdaki foto-röportajda...


Hazırlayan: Şükran Yalçın
                                                      

16 Nisan 2014 Çarşamba

Online turnuva kuralları




Playstation oyunlarının  birçok çeşidi olduğunu biliyoruz ve içlerinden en yaygın olanı ise futbol oyunları. Online turnuvalarda futbol üzerinden yapılıyor. Playstation kafeler de yapılan turnuvalar online değil fakat Playstation oynayanlar online turnuva yapmanın  yolunu bulmuş görünüyor. 
 Uluslararası Fifa online turnuvasında birinci olan ve diğer ufak çaplı turnuvalarda da çeşitli dereceler elde eden Mert Tabak Online turnuvanın kurallarını anlattı.

Ayrıntılar aşağıdaki videoda...


Hazırlayan: Şükran Yalçın


9 Nisan 2014 Çarşamba

Çizgi romandan filme, filmden oyuna...

Çizgiler ile hikaye anlatmak... Çerçevelenmiş resimler... Karakterleri konuşturmak için kullanılan  düşünce  balonları... Tüm bunlar çizgi romanı oluşturuyor. Normal bir kitabı okurken  hem de hiçbir görsel olmadan okurken, çizgi roman hem daha hareketli hem daha eğlenceli bir his uyandırıyor insanda. Çerçevelenmiş resimlerin kullanıldığı bu sanat türü, aslında filmlerin yapılma aşamasında büyük kolaylıklar sağlıyor ve daha sonraki aşama olan,  oyunlarda.
   
Karikatürist olan aynı zamanda amatör olarak çizgi roman çizen ve ileri düzeyde konsol oyuncusu olan Zahit Tosun bize bu yolculuğun nasıl olduğunu ve sürecini anlattı.

"Kolaylıklar sağlıyor dedik. Şöyle bir örnekle açıklayalım: Çizgi roman karakteri Örümcek Adam  (Spiderman), beyaz perdeye uyarlanmış ve çok başarılı olmuştur. Kare kare çizilen Örümcek Adam çizgi romanı, story-boardların yani  hikaye tahtalarının var olması   filme daha kolay aktarılmasını sağlamıştır. Çünkü her kare açık bir şekilde çizilmiş ve böylece filme aktarılırken sahneler daha kolaylıkla çekime hazırlanmıştır. Böylece setlerdeki sıra karmaşası ortadan kalkmış oldu" şeklinde konuşan Tosun;
     
  " Çizgi romanlardaki karakterler oyuna nasıl entegre ediliyor? "sorusunu şöyle yanıtlıyor: 
"Çizgi romandan filme uyarlanan kahramanlar ya da karakterler genç nesil tarafından sevilir, ilgiyle takip edilir, filmleri izlenir. Bu tür filmleri izleyen genç nesil kendilerine o karakteri rol model olarak alabilirler. Hayranı olup kendilerini birer çizgi roman ve film kahramanı gibi görmeye başlayabilirler. Posterleri alınır, onlar hakkında yapılan haberler, röportajlar ilgiyle takip edilir ve sonuç olarak bu kadar ilgi gören bir oluşumun oyununun çıkması kaçınılmaz olur. İlgililer için bu büyük fırsat olacaktır çünkü çizgi romanı aynı şekilde defalarca okurlar, filmin aynı sahnelerini defalarca izlerler fakat oyunda bu böyle olmayacaktır. Tekrar Örümcek Adam örneğinden gidecek olursak; çıkan konsol oyunlarında örümcek adamın farklı hareketlerini görebiliyor, oyun bölümlerini ayarlayabiliyor ve kendinize göre bir son yazabiliyorsunuz. Böylece tatmin seviyesine ulaşarak müptelası olduğunuz karakterle saatlerinizi geçirebiliyorsunuz. Bir düşünün yapmak istediğiniz bir hamleyi Örümcek Adam yapıyor. İşte siz bir anda  bileklerinizden ağ çıkartabilen Örümcek Adam oluveriyorsunuz"
Arz - Talep eğrisi
"Konsol oyunları sadece Playstation'la sınırlı olmadığı gibi içerik olarak  Pes, Fifa, NBA gibi spor oyunları ile de sınırlı değil, çeşitli türde oyunlarda mevcut. Kişinin ilgi alanına göre, yaş ortalamasına göre oyunlar var.  Fakat ilginç olanı ise, oyunların filme çevrilmesi  yahut filmlerin oyuna çevrilmesi.  Ya da çizgi romandan filme çevrilmesi ve  daha sonra da  o filmin oyuna çevrilmesi. Bunun nedeni aslında çok basit. Arz- talep dengesi. Oyun, film, çizgi roman, dergiler gibi bir çok materyal insanların ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. Düşünün eğer istenmese, oynanmasa, izlenmese neden böyle bir üretim yapılsın. Oyun dünyadaki tüm insanlar için büyük bir ihtiyaçtır 

ve gelişen teknolojiyle bu oyun kültürü ya da sektörü diyebileceğimiz kısım çok genişlemiştir. Konsol oyunları çok eski tarihten gelmesine rağmen istenilme oranı hiç bitmemiş ve arz talep dengesi hep başa baş gitmiştir.  Zaten ekranlarda görüyorsunuz. Bunu sadece oyun üzerinden ilişkilendirmekte yavan kalabilir. Önceden lisede okutulan kitapların hepsi dizi olmuş ve  hepsinde karakterler isimler aynı, olaylar bambaşka. Oyunlar; filmler ve çizgi romanlarda  kendini bu şekilde gösteriyor" dedi.


Filmleri çıkan oyunlar ve oyuna çevirilen filmler için aşağıdaki linki ziyaret edebilirsiniz.

http://forum.shiftdelete.net/diger-oyun-konulari/69103-filmi-cevrilen-oyunlar.html


Zahit Tosun




1 Nisan 2014 Salı

Bizim mekan

 Playstation oyunu oynamak rahatlatıcıdır fakat aynı rahatlığı kafe sahipleri yaşıyor mu? Oyun oynamanın saati ne kadar? Kafelerde ne tür oyunlar oynatılıyor? Bir playstation mekanı açmak ne kadara mal olur? Tüm bu soruların yanıtları aşağıdaki foto-röportajda...


26 Mart 2014 Çarşamba

Oyun ve psikolojik etkileri



Oynanan oyunların psikolojik etkileri hepimizin hayatında kendini az da olsa gösteriyor. Oyun,  insanların gelişiminde önemli bir etken, olmazsa olmazlardan, fakat oyundan kastımız ne?
Uzman Pskolog Derya Gülterler,sanal oyunların psikolojik ekileri, oyunun insan hayatındaki yeri ve sosyalleşme süreci hakkındaki sorularımızı yanıtladı. Oyun terapi çalışmaları yapan Gülterler,Klinik Psikolog.

                                                                               Oyunlar insanların yaşamını ne yönde etkiliyor?
Uzman Psikolog Derya Gülterler

“Oyun,  özellikle hem yetişkin hem çocuk için ihtiyaçtır ama özellikle çocuğun dilidir.  Çocuğun bütün ifade biçimi oyun üstünden gelişir.  ‘Onun ne oynadığı, nasıl oynadığı, ne düşündüğü, ne yaşadığı, aklından neler geçtiği, bu günlerdeki derdi’ hepsini oyunun üstünden anlatır. Kendini  oyunun üstünden gerçekleştirir. Yani zorlandığı şeyleri oyun üstünden pratik yapar ve sonrasında üstesinden gelir. Oyunun içerisinde ne varsa dış dünyaya yönelik bir atıftır.Yetişkin içinse, bir terapi, eğlence ve rahatlama... Öteki yandan da çocuğunkine çok benzeyen,  bütün savunmaların devre dışı kaldığı tamamıyla kendi içerisinde ne varsa kontrolsüzce ortaya koyabildiği bir alandır oyun. Aslında herkesin hayatında bir ihtiyaçtır”


Sanal dünyadaki oyunlar gerçek dünya ile ilişkilendirilebilir fakat bu iki dünyayı birbirine karıştırmak beklenmeyen sonuçlara yol açabilir. Oyun oynamaktan kastımız; kişinin gelişimini olumlu yönde etkilemek ve sanal oyunların dozunu iyi ayarlayabilmektir.
Sanal dünya ile gerçek dünyayı ayırmak konusunda Derya Gülterler:

 “Sanal dünya ile gerçek dünyayı ayırt edememek ayrı bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Sanal dünya ile gerçek dünyanın sınırlarının tamamen ortadan kalkması durumunu psikiyatrik süreçte görürüz. Onun dışında sağlıklı olan her birey  sanal ile gerçeği ayırt edebilir. O yüzden oyun saati bittiği anda, oyundan ayrıldığınız noktada gerçek yaşama geri dönmeniz gerekmektedir. Etkileri olur fakat iki dünyayı birbirinden ayıramamak  ileri derecede  psikiyatrik zorlukların yaşandığı durumlarda görülür” şeklinde konuştu.

Tehlike oluşturuyor mu?  

Peki online oynanan oyunlar, Playstation oyunları gibi oyunlar insanın psikolojik durumunu ne yönde etkiliyor? Tehlike oluşturuyor mu? Konsol oyunlarının kişiyi ne yönde etkilediğini az çok hepimiz biliyoruz fakat bu tür oyunların normal oyun oynamaktan çok daha fazla haz verdiğini de biliyoruz. Önemli olan şey oyunun içeriği ve ne ölçüde oynanadığı ve hangi yaş grubunda oynanadığı diyen Uzman Psikolog Deya Gülterler;

“Her oyun birbiriyle aynı özellikleri taşımıyor. Yaratıcı bir oyun, grup oyunlarının ve  birebir temasın olduğu oyunların özellikleri benim ilk yaptığım oyun tanımını yansıtıyordu. Fakat sanal oyunlar, her türlü teknolojik oyunlar ‘buna sadece internet üzerinden dahil olanlar değil’ Playstationlar, PSP oyunlar her türlü konsol oyunları Ipad’lerdeki, bilgisayarlar da ki oyunlar çok farklı süreçte işlemeye başlıyor. Çünkü karşınızda gerçek bir kişi olmayabiliyor.  Ya da sanal ortamda kendini farklı tanıtan insanlarla farklı şekilde tanıştığınız bir ortam olabiliyor.Bunun bağımlılık yapan tarafı diğer oyunlardan farklı olarak aslında  çok hızlı dürtülere yanıt veriyor olmasıdır. Yani çok hızlı geri dönüşler alıyorsunuz. Farklı biri olabiliyorsunuz.  Doyurulmamış duyguların özelikle bizim için cinsellik ve şiddet duyguları çok baskılanan yönlerimiz diye geçer. Onların açığa çıktığı havalandığı bir ortam internet oyunları ya da diğer bilgisayar oyunları. Kendimiz olmaktan çıkarak var olduğumuz oyunlar. Aslında bu yönde tehlike oluşturuyor ve bu yönde bağımlılık yapabiliyor. Aksi halde  bu duyuları açığa çıkarma şansınız yok. Kendiniz olmaktan  çıkıp başka bir şeyin arkasına gizlendiğinizde hemen açığa çıkabiliyorlar” ifadelerini kullandı.
Uzman Psikolog Derya Gülterler

Tüm bunlarla beraber ruhsal gelişim ve sosyalleşme durumunu da değerlendiren Derya Gülterler şunları söyledi:

“Ruhsal gelişimin etkilenmesi ne sıklıkta ve hangi içerikte oynandığına bağlıdır. Çocuklar için 18 yaş grubuna kadar olan kısımda  ve özellikle 3 yaşın altına biz ne televizyon ne tablet yani teknolojik olan hiç bir şeyin çocuğun hayatında olmaması gereken şeyler olduğunu söylüyoruz. Bu dönemde psikolojik gelişimini bütünüyle  etkileyebilecek unsurlar. O yüzden önermiyoruz. 3 yaşın üstündeyse  şiddet içermeyen oyunlar öneriyoruz.
Neden? Kendin olmaktan çıkıp sosyalleşmeyi etkiliyor olması sebebiyle. Dış dünya ile gerçek bir iletişimin kopmaya başlıyor olması sebebiyle. Kendini farklı biri gibi yorumlandırması sebebiyle. Bu yüzden dışarıdan gerçek oranda alabileceğin malzemeyi engellediği için oyunun yoğunluklu olması problem  oluşturuyor . Bir örnek vermem gerekirse; çocuk bütün gün oyunun başında olduğunda annesi  babası ile iletişimi yok, gerçek arkadaşla birebir bir araya gelme şansı yok telefonda konuşmayı bile bilmiyor. Sanal bir ortamda sadece dürtü doyumuna hizmet eden bir yetişkin olmaya başlıyor. Bu yönüyle de tehlike oluşturuyor"

 Kaçış yolu

"Çocukların böyle teknolojik oyunlara yönelmesi aile için bir kaçış. Çünkü  aksi halde ailedeki bireyler kendilerini sürekli çocukla ilgilenmek zorunda hissediyor. Aileler bir şekilde çocuklarını oyun başına oturtmayı kendilerine vakit ayırmak olarak görüyor. Böylece aile tarafından uyarı almayan  çocuklar oyuna bağımlı hale gelebiliyor. Öte yandan eğer bütün bu teknolojik aletler belirli bir sınırda kullanılırsa tabiki sosyalleşilebilinir. Bütün teknolojiyi kötülemek  bize bir şey kazandırmaz. Fakat sosyalleşmek derken neyi ne kadar kullanacağının ayırımına varamazsanız sosyalleşmek hayal ürününden ibaret olur. Ama oyunun içeriği ile ilgili yaşına uymayan bir materyal varsa  ve bir saati aşan düzeyde  kullanılıyorsa işte o zaman zararları devreye giriyor. Hiç hayatlarında olmamalıdır gibi bir şey demiyoruz tabiki.  Bu çağ da işlevsiz olacaktır"
                                                     Hazırlayan: Şükran Yalçın

19 Mart 2014 Çarşamba

Bağımlısı olursun

   En az 5 saat

İnsanın davranışlarından biri yeni çıkan bir nesneye ya da kendisine zarar verebilecek durumda olan şeye karşı bağımlılıktır. Gariptir ki insan; kendisinin bağımlı olarak adlandırılmasından rahatsız olsa bile bu süreci devam ettirir. Bu durumdaki ısrar, değişik sonuçlara yol açabilir.
  Playstation oynamanın sonucu olarak da Playstation kafeler ortaya çıkmıştır. İnsan, belirli bir süre oynadıktan sonra bağımlılık kazanmış ve vaktinin çoğunu kafeler de geçirmeye başlamıştır. Bende bu bağımlılık sürecini işlemek için Playstation kafe işletmecilerine birkaç soru yönelttim.


Ortak sonuç ise şu: Her gün gelen müşterilerin olduğu ve en az 5 saat oynadığı. Dış dünyaya kendilerini kapatıp sadece oyuna odaklandıkları gerçeği.   Oyunun başından kalkmak istememeleri. Öyle ki arkadaşlarının çağırmalarına bile kulak asmayacak kadar bu oyunu ciddiye alan bağımlılar mevcut. Bu oyunun onlar için önemli olması ve bağımlılık derecesine kadar ilerlemesi pekte önem taşımıyor. Çünkü bu durum onlar için bir aktivite. 



Playstation kafeye gittiğimde 13- 14 yaş aralığındaki çocukları görmekte mümkün 30 35 yaş aralığında yetişkinleri de. Bu oyunun bir yaş sınırlaması yok. Kafe sahipleri internet kafeler gibi ‘ belirli bir yaşın altını almıyoruz’  uygulamasına gitmemişler. Amaç insanların eğlenmesini sağlamak ama her şeyin fazlasının zarar olduğu gibi bu oyunlarında fazlası bağımlılık sürecini tetiklemektedir.



Bağımlıyım

 Bağımlı olan birini bulmak istedim ve Playstation kafelerden birine girip sorduğumda bana arka kısımdan birini gösterdiler. Kafe sahibi adının Yasin Kılıç, Playstation bağımlısı olduğunu ve benim sorularımı yanıtsız bırakmayacağını söyledi. Ama komiktir ki benimle konuşurken bile elinden oyun konsolunu bırakmadı.
“ 8 yaşımdan beri oynuyorum. 34 yaşımdayım ve sürekli oynuyorum. Günde ortalama 4 saat oynuyorum bazen 6 saati de bulabiliyor arkadaş ortamında diyor. Kendimi bağımlı olarak tanımlayabilirim.
 Çalışıyorum aynı zamanda, işimi etkiliyor, uykusuz kalabiliyorum sırf bu oyun için. Benim tüm sosyal hayatım Playstation oyunları olmuş durumda. Gezip tozmak bana pek zevk vermiyor artık” şeklinde konuştu.

Yasin Kılıç


  Oyunu kaybettikten sonra ise sözlerine şu ifadelerle devam etti:

 “Kaybetmekte var kazanmakta. Ama kaybedince daha çok hırslanıp tekrar oynamak istiyorum.  Hatta evime de Playstation aldım ama kafe de oynadığım için evde çok nadir oynuyorum. Zaten işten geldiğimde yorgun oluyorum ve tek başıma oynamak istemiyorum. Kendimi Playstation kafe de buluyorum böylece hem arkadaşlarımla buluşmuş oluyor hem de oyunumu oynamış oluyorum. Benim için sosyal bir aktivite. ”




Hazırlayan: Şükran Yalçın